Bağlantılar

• Anasayfa

• Profilim

• TÜRKİYE TARİHİ
• AMERİKA KITASI ÜLKELERİ
• ASYA KITASI ÜLKELERİ
• AFRİKA KITASI ÜLKELERİ
• AVRUPA KITASI ÜLKELERİ
• OKYANUSYA ÜLKELERİ

• İstatistikler

Arkadaşlarım


İstatistik
Hit
:
46519




 
ÜLKELER TARİHİ BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)

 Service gratuit - Album et galerie photo chez Bulma-Animation.org    TurkeyTürkiye resimleri                            MEDENİYETİN BEŞİĞİ TÜRKİYE                         

 

Türkiye’ye "Medeniyetin Besigi" denir.. ve bu tarihi ülkede seyahat ederek yabancilar bu deyisin ne manaya geldigini görebilmektedirler..

 

Dünya’nin ilk yerlesim birimi.. Catalhöyük’te bir sehir .. milattan önce 6,500 tarhine kadar uzanmaktadir..O tarihten bugüne kadar, Türkiye son derece zengin bir tarihe ev sahipligi yapmis..

 

ve bu da modern medeniyetimizde kalici izler birakmistir..Yüzlerce senelik kültür mirasi Türkiye’yi bir bilgi ve kültür cenneti haline getirmistir.. Hititler, Frigyalilar, Urartulular, Likyalilar, Lidyalilar, 0yonlar, Persler, Makedonyalilar, Romalilar, Bizanslilar, Selcuklular, ve Osmanlilar.. hepsi, Türk tarihine öneml katkilarda bulunmuslardir.. ve ülkenin her tarfina yailmis olan tarihi harabeler herbir medeniyetin kendine has çizgilerini sergilemektedir.. Türkiye’nin ayni zamanda çok büyüleyici bir yakin tarihi bulunmaktadir.. Osmanli Imparatorlugu’nun çöküsünü takiben, meslek olarak asker ve kisilik olarak büyük vizyon sahibi Mustafa Kemal adinda genç bir adam Birinci Dünya Savasi’nin yenilgisini bütün istilaci kuvvetleri ülkeden atarak memleketi adina parlak bir zafere dönüstürmüstür Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 ‘de Türkiye Cumhuriyet’ni kurmus ve ülkesini büyük ekonomik ilerleme ve tümden modernizasyonla baris ve huzura kavusturmustur. Yaklasik 100 sene sonra, Türkiye hala bu gururu yasamaktadir.. "Yurtta Baris Cihanda Baris" sloganıyla... 

OSMANLI'NIN ÇEKİLDİĞİ TOPRKLARDA,BU GÜN KURULAN DEVLETLER

Avrupa:
* 1.Türkiye
2.Bulgaristan (545 yil)
3.Yunanistan (400 yil)
4.Sirbistan (539 yil)
5.Karadag (539 yil)
6.Bosna-Hersek (539 yil)
7.Hirvatistan (539 yil)
8.Makedonya (539 yil)
9.Slovenya (250 yil)
10.Romanya (490 yil)
11.Slovakya (20 yil) Osmanli adi:Uyvar
12.Macaristan (160 yil)
13.Moldova (490 yil)
14.Ukrayna (308 yil)
15.Azerbaycan (25 yil)
16.Gurcistan (400 yil)
17.Ermenistan (20 yil)
18.Guney Kibris (293 yil)
19.Kuzey Kibris (293 yil)
20.Rusya'nin guney topraklari (291 yil)
21.Polonya (25 yil)-himaye- Osmanli adi: Lehistan
22.Italya 'nin guneydogu kiyilari (20 yil)
23.Arnavutluk (435 yil)
24.Belarus (25 yil) -himaye-
25.Litvanya (25 yil)-himaye-
26.Letonya (25 yil) -himaye-
27.Kosova (539 yil)
28.Voyvodina (166 yil) Osmanli adi: Banat Asya
*Asya*
29.Irak (402 yil)
30.Suriye (402 yil)
31.Israil (402 yil)
32.Filistin (402 yil)
33.Urdun (402 yil)
34.Suudi Arabistan (399 yil)
35.Yemen (401 yil)
36.Umman (400 yil)
37.BirlesIk Arap Emirlikleri (400 yil)
38.Katar (400 yil)
39.Bahreyn (400 yil)
40.Kuveyt (381 yil)
41.Iranin bati topraklari (30 yil)
42.Lubnan (402 yil)


*Afrika
*
43.Misir (397 yil)
44.Libya (394 yil) Osmanli adi:Trablusgarp
45.Tunus (308 yil)
46.Cezayir (313 yil)
47.Sudan (397 yil) Osmanli adi: Nubye
48.Eritre (350 yil) Osmanli adi: Habes
49.Cibuti (350 yil)
50.Somali (350 yil) Osmanli adi: Zeyla
51.Kenya sahilleri (350 yil)
52.Tanzanya sahilleri (250 yil)
53.Cad'in kuzey bolgeleri (313 yil) Osmanli adi: Resade
54.Nijer'in bir kismi (300 yil) Osmanli adi: Kavar
55.Mozambik' in kuzey topraklari (150 yil)
56.Fas (50 yil) -himaye-
57.Bati Sahra (50 yil) -himaye-
58.Moritanya (50 yil) -himaye-
59.Mali (300 yil) Osmanli adi: Gat kazasi
60.Senegal (300 yil)
61.Gambiya (300 yil)
62.Gine Bissau (300 yil)
63.Gine (300 yil)
64.Etiyopya' nin bir kismi (350 yil) Osmanli adi: Habeş


*(Sn. Dr. Ahmet Çetinbudaklar'dan alınmıştır)*
www.kriter.org
TUNALIM..

 




 

ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN




devamı ..

yorum ( 0 )
11.10.2007 19:33:53
Kategori: TÜRKİYE TARİHİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TEMELİ(Lozan antlaşması)

 

 

bayrak.gif


Kurtuluş Savaşı'nın sonunda Mudanya Mütarekesi imzalanmış, bundan az sonra, 22 Ekim 1922'de Türkiye barış görüşmelerine çağrılmıştı. Mudanya Mütarekesi'nde de Türk heyetine başkanlık etmiş olan ismet Paşa (İnönü), dışişleri bakanlığına getirilerek Lozan'a gidecek Türk heyetine başkan atandı. Lozan Konferansı'nda İngiltere'yi Lord Curzon, İtalya'yı Mussolini, Yunanistan'ı Venizelos, Fransa'yı Poincare temsil ediyordu.

Dikenli Sorunlar

Sevr Antlaşması'na göre Türkiye'nin doğusu Ermenilerle Kürtlere, güneydoğu illeri Fransızlarla İngilizlere, Antalya dolayları İtalyanlara, Batı Anadolu ve Trakya Yunanlılara veriliyor, Boğazlar barışta ve savaşta serbest olmak üzere Müttefikler'in yönetimine bırakılıyor, kapitülasyonlar bütün devletlere tanınıyor, Anadolu'nun yalnız orta ve orta-kuzey kesimi Türklere kalıyordu. Ankara Hükümeti bu antlaşmayı hiç bir zaman tanımadı ve bağımsızlık için sonuna kadar savaşılacağını bütün dünyaya ilân etti.

Savaşı kazanıp barış masasına oturduğu zaman başta kapitülasyonlar ve Osmanlı borçları olmak üzere Sevr Antlaşması'nda yer alan birçok hüküm yeniden Türkiye'nin önüne sürüldü. Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki sınırlar üstünde bir iddiası yoktu, ama Misak-ı Milli'den de fedakarlık edemezdi. Yabancılara verilen eski ayrıcalıkların hepsi kalkmalıydı. Batılılar bu şartları kabul etmek istemediler ve 4 Şubat 1923'te görüşmeler kesildi.

Sonuç

23 Nisan 1923'te görüşmeler yeniden başladı. Sonunda Türkiye'nin istekleri kabul edilerek 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalandı. Başlıca hükümleri şöyle özetlenebilir: Türkiye'nin sınırları, Irak kesimi (Musul) dışında Misak-ı Milli'de çizildiği gibi olacak, Yunanistan savaş tazminatı olarak Edirne yakınındaki Karaağaç'ı Türkiye'ye bırakacaktı, fiğe Denizi'nde Bozcaada ile Gökçeada Türkiye'ye verilecek, Midilli, Sakız, Sisam gibi Anadolu'ya yakın adalar, askersizleştirilmek şartıyla Yunanistan'a bırakılacaktı.

Türkiye'deki Rumlarla, Yunanistan'daki Türkler yer değiştirecek, Batı Türkleriyle İstanbul Rumları bu değişimin dışında tutulacaktı. Kapitülasyonlar her yönüyle son bulacaktı. Musul ve Osmanlı borçları konusu barış antlaşmasından sonra taraflar arasında çözülecekti.

Çanakkale ve İstanbul boğazları silâhsız bölge olacak, ancak savaş halinde silahlandırılacaktı (Türkiye aleyhine olan bu madde 1936 Montrö Antlaşması'yla ortadan kalkarak, Boğazlar kayıtsız ve şartsız Türk egemenliğine geçmiştir). Türkiye'deki yabancılar ve yabancı kurumlar Türk yasalarına göre yönetilecekti.

Böylece Lozan Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kabullendiği Sevr Antlaşması'nın Türkiye'yi bölüp parçalayan, egemenliğinden eden ağır hükümlerini ortadan kaldırarak Kurtuluş Savaşı ile kurulan yeni Türk Devleti'nin egemenlik ve bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirdi.

«Üstün asker, Üstün diplomat!»

Lozan Barış Konferansı'na Fransa adına katılan general Pelle, Türk başdelegesi general İsmet İnönü için şunları söylemişti: «Üstün bir asker olduğu kadarda üstün bir diplomat! Az söylüyor, öz söylüyor. Bir şeye olmaz! dediği zaman, biliyorsunuz ki o şey olmaz'dır; artık onu yaptırmamağa uğraşacaktır. Onun için görüşmelerde, peki kabul ediyorum dediği zaman rahatlık duyardım. Hayır! dediği zamansa büyük bir çekişmenin başlamak üzere olduğunu anlardık».

Altın Kalem

Lozan Barış Antlaşması Rumini Sarayı'nda yapılan büyük törende imzaya sunulduğu zaman önce Türkiye Cumhuriyeti'nin başdelegesi İsmet Paşa yerinden kalktı, masaya doğru yürüdü, tam ortasına gelince durdu. Sağ elini ceketinin iç cebine götürerek oradan renkli bir mahfaza çıkardı, açtı, içinden bir altın kalem aldı ve Gazi Mustafa Kemal'in antlaşmayı imzalamak üzere kendisine gönderdiği bu tarihi kalemle, ayakta, biraz eğilerek, genel sekreter Massigli'nin önüne koyduğu antlaşmaya, 24 Temmuz 1923, tam saat üçü dokuz geçe imzasını attı».Ali Naci Karacan, Lozan adlı kitaptan.



İsmet Paşa, Lozan dönüşü İstanbul'da general Refet Bele tarafından karşılanırken..+ ATATÜRK HAKKINDA SÖYLENENLER+

Atatürk, bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye'nin doğması, yeni Türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, Atatürk'ün ve Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar, bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur. John F.KENNEDY (A.B.D. Başkanı, 10 Kasım 1963)

O, Türkiye'nin önceki kuşaklarından hiç birine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, Türkiye'nin Avrupa devleti olmasını sağladı, Yakın Doğu'nun tarihini değiştirdi. The Times Gazetesi-Ingiltere

İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır. Sunday Times-İngiltere

Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Milleti'ni yeniden dirilten Atatürk'un ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük bir kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktüğü içten gözyaşları, bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata'sına değer bir görünümden başka bir şey değildir. Winston CHURCHILL İngiltere Başbakanı

Atatürk gibi insanlar, bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar, önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır. Tahran Gazetesi-İran

Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda Dünya Savaşı'ndan önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiç bir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılapçı olmuştur. Ben Gurion-Israil Başbakanı (1963)

Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu'nun gelişmesine birinci derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet kaybolmuştur. Tribuna Gazetesi-Italya

Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, O'nu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever. Eyüp Han-Pakistan Cumhurbaskanı

Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli Başkan'ın yönetimi, herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır. Sovyet Başbakanı Kalinin

 ATATÜRK'ÜN GÖZÜNDEN KÜRESELLŞME

Halifelik konusunda halkın kuşku ve kaygısını gidermek için her yerde gereği kadar konuştum ve açıklamalarda bulundum. Kesin olarak dedim ki: "Ulusumuzun kurduğu yeni devletin yazgısına, işlerine, bağımsızlığına, sanı ne olursa olsun hiç kimseyi karıştırmayız! Ulusun kendisi, kurduğu devleti ve onun bağımsızlığını koruyor ve sonsuza değin koruyacaktır!" Ulusa anlattım ki, bütün Müslümanları içine alan bir devlet kurmak göreviyle yükümlü imiş gibi görülen bir halifenin, görevini yapabilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç insanı halifenin buyruğuna verilemez.

Ulus, bunu kabul edemez! Türkiye halkı bu denli büyük bir sorumluluğu, bu denli akıl almaz bir görevi üstüne alamaz. Ulusumuz, yüzyıllarca bu boş görüşlere dayanılarak, sağa sola koşturuldu. Ama ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? dedim. Suriye'yi, Irak'ı korumak için, Mısır'da barınabilmek için, Afrika'da tutunabilmek için kaç insan şehit oldu, bunu biliyor musunuz? Sonuç ne oldu görüyor musunuz?! dedim.

Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu bütün Müslümanların işlerine etkili kılmak düşüncesinde olanlar, bu görevi yalnız Anadolu halkından değil, onun sekiz on katı insandan meydana gelen büyük Müslüman topluluklarından istemelidirler! Yeni Türkiye'nin ve yeni Türkiye halkının artık kendi yaşam ve mutluluğundan başka düşünecek bir şeyi yoktur; başkalarına verilecek en küçük bir şeyi kalmamıştır! dedim. Başka bir noktayı da halkın gözünde iyice canlandırmak için şunları söyledim: Tutalım ki, Türkiye bir zaman için söz konusu görevi kabul etsin.

Bütün Müslümanları bir noktada birleştirerek yönetmek ülküsüne ulaşmaya çalışsın, başarı da sağlasın! pek güzel ama, uyruğumuz ve yönetimimiz altına almak istediğimiz uluslar: "Bize büyük hizmetler ve yardımlar yaptınız, sağ olunuz ama biz bağımsız kalmak istiyoruz, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kimsenin karışmasını uygun görmeyiz, biz kendi kendimizi yönetebiliriz." Derlerse ne olacak? Öyleyse, Türkiye halkının bütün çalışmaları ve özverileri yalnız "sağ olunuz!" denilmesi için mi göze alınacaktır? Görülüyordu ki, boş bir istek için, bir kuruntu ve bir düş için Türkiye halkını yok etmek istiyorlardı.

Halifeliğe ve halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin niteliği bundan başka bir şey değildi. Baylar, halka sordum: Bir Müslüman devleti olan İran, yada Afganistan halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz çünkü böyle bir şey, devletinin bağımsızlığını, ulusunun egemenliğini ortadan kaldırır. Ulusa şunuda anımsattım, kendimizi dünyanın egemeni sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir.

Dünyanın durumunu, dünyadaki gerçek yerimizi tanımamak aymazlığı ile ve bilgisizlere uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz yıkımlar yetişir! Bile bile bu acıklı durumu sürdüremeyiz! Baylar, İngiliz tarihçilerinden Wells iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son sayfalarında, "Dünya Tarihinin Gelecek Evresi" başlığı altında bir takım düşünceler vardır. Bunlar birleşik bir dünya devleti (Ungouvernement Federal Mondial) kurmak konusu ile ilgilidir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki düşüncelerini ortaya atıyor; adaletin ve tek bir yasanın buyruğu altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor.

Wells: "Bütün egemenlikler tek bir egemenlik içinde eritilmezse ulusların üstünde bir erk yaratılmazsa dünya yok olacaktır." Diyor ve şu düşünceleri ileri sürüyor: "Gerçek devlet, çağımız ileri yaşama koşullarının zorunlu kıldığı birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz. Kuşku yoktur ki, insanlar kendi yarattıkları şeylerin altında ezilmek istemezlerse ergeç birleşmek zorunda kalacaklardır." diyor. Ayrıca: "İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük düşün gerçekleşebilmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediğini; saldırgan bir dış siyasa geleneği olan devletleri, bir dünya birleşik devletinin güçlüklerle temsil edebileceğini" ileri sürüyor.

Wells'in şu düşüncelerini de burada anmak isterim: "Avrupa ve Asya'nın ortak gereksemeleri ve uğradıkları yıkımlar, belki dünyanın bu iki parçasındaki ulusların bir ölçüde birleşmesine yarayacaktır. Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra birleşmeler yapılır." Baylar, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşünüşte yükselip olgunlaşması, Hristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizmden vazgeçerek yalınlaştırılmış ve herkes için anlaşılacak bir duruma getirilmiş katkısız ve lekesiz bir dünya dinin kurulması ve insanların, şimdiye değin, kavgalar, pislikler, kaba istek ve eğilimler arasında bir bataklıkta yaşadıklarını kabul ederek, bütün gövdeleri ve usları ağılayan kötülük etmelerini ortadan kaldırmaya karar vermesi gibi koşulların gerçekleşmesini gerektiren "Birleşik Dünya Devleti" kurma düşünün tatlı bir düş olduğunu yadsıyacak değiliz.

Türkiye'ye tebelleş olmamaları koşuluyla halifecilerin ve müslüman birliği kurmak isteyenlerin gönüllerini hoş etmek için bizde de az çok buna yakın bir kuram ortaya atılmıştı. Ortaya atılan kuram şuydu: Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da ve dünyanın başka yerlerinde yaşayan Müslüman toplulukları, gelecekte herhangi bir gün, kendi başlarına buyruk bir duruma gelebilirlerse ve o zaman gerekli ve yararlı görürlerse, çağın koşullarına uygun nitelikte birtakım uzlaşma ve birleşme ilkeleri bulabilirler.

Elbette her devletin, her topluluğun birbirinden alacağı ve sağlayacağı şeyler bulunacaktır. Karşılıklı çıkarları olacaktır. Tasarlanan bu bağımsız Müslüman devletlerin yetkili delegeleri bir araya gelip bir kongre yapacaklar; böylece falan, falan Müslüman devletler arasında şu, ya da bu ilişkiler kurulacaktır. Bu ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği koşullar içinde birlikte iş görmeyi sağlamak için, ilgili Müslüman devletlerin delegelerinden bir meclis kurulacaktır.

"Bu Meclisin başkanı, birleşmiş Müslüman devletleri temsil decektir." diye bir karar alınırsa, işte o zaman istenirse, o Birleşik Müslüman Devletine "Halifelik", başkanlığına seçilecek kişiye de "Halife" adı verilir. Yoksa, herhangi bir Müslüman devletin bir kişiye bütün Müslümanlık dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisini vermesi, us ve mantığın hiç bir zaman kabul edemeyeceği bir şeydir.

                             +CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ+

Bir ülkede en üst otorite, kuvvet ve kudret devlete aittir. Her türlü yaptırım devlet tarafından kullanılır. Egemenliğe dayanarak kullanılan hak ve yetkiler kime ait olacaktır. Bu soruya karşılık Atatürk "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" cevabını vermiştir.

Cumhuriyeti ilan eden Atatürk; demokratik cumhuriyetin ilkeleri olan tüm devrimleri gerçekleştirerek sistemi oturtmuştur. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sonsuza dek, çağdaş uygar devletler arasındaki yerini her zaman koruyacağım şu tarihi sözleriyle belirtmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkie layık olduğunu eserleri ile ispat edecektir. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. Benim fani vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar ve muzaffer olacaktır."

Milliyetçilik İlkesi

Atatürk Milliyetçiliği; eskinin Ümmetçilik ve Osmanlıcılık akımının yerine, Türklük milli bilincine varmış, yurttaşlık bağlarıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, vatanın ve milletin birlik ve bütünlüğünü kavramış; ırkçılığı, zümreciliği ve bölgeciliği reddeden bir milliyetçiliktir. Türk milletini bir araya getiren etmenler ve tarihi gerçekler şunlardır,

a) Siyasal varlıkta birlik,
b) Dil birliği,
c) Yurt birliği,
d) Köken ve soy birliği,
e) Tarihi yakınlık,
f) Ahlaki yakınlık.

Halkçılık İlkesi

Atatürk halkçılığın esasım şöyle belirtiyor: "Bizim görüşlerimiz halkçılıktır; kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Hiç şüphe yok ki, bu dünyanın en kuvvetli bir esas prensibidir." Halkçılık ilkesi şu temel esasları ifade etmektedir:

a) Her türlü hakimiyetin kişi, zümre, sınıf farkı gözetilmeden Türk halkına ait olduğu; halkın halk tarafından halk için idaresi,
b) Her türlü doktrine ve dogmatik düşüncelerden temizlenmiş bir halkçılık... Herhangi bir sınıf değil, halk egemendir.
c) Halk, millet demektir. Millet de ayrıcalıksız, sınıfsız bir toplum olan Türk Milletidir,
d) Halkı sevmek, halka inanmak, halk ile kaygılanmak, halk ile gururlanmak, halk uğruna feda olmak.

Devletçilik İlkesi

Atatürk devletçiliği Türkiye'ye özgü bir kalkınma modelidir. Planlı ekonomik kalkınmaya dayalı bu sistemde, üretim ve dağıtım araçları özel ve devlet sektöründe olmasına karşın yönlendirici devlet olur. Atatürk döneminde planlı kalkınmaya gereken önem verilerek 1933-1937 yıllarını kapsayan "Birinci Sanayi Planı" yapılmış ve pek çok alanda üretim seferberliği başlatılmıştır.

1929-1939 yılları arasında: demir yolu uzunluğunda %42, elektrik üretiminde %233, taşkömürü üretiminde %86, kromda %1044, çimentoda %337 ve şekerde %1088'lik artışlar sağlanarak büyük başarılar elde edilmiştir. Özet olarak devletçilik ilkesinin esasları şunlardır:

a) Ulusal ihtiyaç ve gerekler dolayısıyla, Devlet ekonomik alanda görev ve sorumluluk yüklenecektir.
b) Devlet ve milletin ihtiyacı olan büyük işler ve yatırımlar, Devlet tarafından ele alınacaktır.
c) Karma ekonomi sistemi izlenerek, Devlet girişimleri yanında özel teşebbüse de yer verilecektir,
d) Ekonomik kalkınma plana uygun yürütülecektir.

Laiklik İlkesi

Atatürk Devrimi'nin en büyük ilkesi Devlet ve toplum yapışını baştan aşağı yenileştirme, modernleştirme hareketlerini bir bütün alarak ifade eden laiklik ilkesidir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eden laiklik ilkesi daha geniş olarak; din ve dünya otoritelerinin ayrılması, dinin bir vicdan işi sayılması, Devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız kalması, muhtelif dinlere ve mezheplere bağlı olanlar arasında bir ayrım yapmaması anlamına gelir.

Devrimcilik (İnkılapçılık) İlkesi

Atatürk şu sözlerle Türk Devrimi'ni tarif eder: "Uçurumun kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuş malar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni millet, yeni devlet ve bunları başarmak için aralık siz devrimler..."

Atatürk Devrimciliğinin kılavuzu bilimdir. O'na göre: "Dünyada her şey için, medeniyet için, başarı için en hakiki mürşit bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında mürşit aramak gaflet, cehalet, delalet tir." Atatürk devrimleri devamlıdır. Atılan her adım, bundan sonra atılması gereken adımların başlangıcıdır.

Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağı olduğundan, insan kendini ona uydurmak zorundadır. Bu nedenle Atatürk Türk toplumunun ve insaninin devamlı ileriye yönelik hamle yapmasını istemiştir. "Türk milletinin istidadı ve kafi kararı uygarlık yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. Çünkü, medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar" diyen Atatürk, ulusça takip etmemiz gereken yolu apaçık göstermiştir.

TUNALIM...




devamı ..

yorum ( 0 )
11.10.2007 19:30:41
Kategori: TÜRKİYE TARİHİ


 Haberler

Duyurular
Segili dostlar;Türkiye’ye "Medeniyetin Besigi" denir.. ve bu tarihi ülkede seyahat ederek yabancilar bu deyişin ne manaya geldigini görebilmektedirler..

Dünya’nin ilk yerlesim birimi.. Catalhöyük’te bir sehir .. milattan önce 6,500 tarhine kadar uzanmaktadir..O tarihten bugüne kadar, Türkiye son derece zengin bir tarihe ev sahipligi yapmistir.Saygılarımla-Tunabaş

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar